ki sen sevgili
bir tanrı gibi duruyorsun karşımda
o kadar mükemmelcesin ki
hiçbir kadın
ve hiç bir erkek hayır diyemez sana
bir rüya
ya da taş bir heykel
kadar ölümsüzsün
gözlerin bana baktığında
ölmüşüm.
neyse canın cehenneme.
29 Ağustos 2011 Pazartesi
21 Ağustos 2011 Pazar
Gelirsin
Aklıma geldin madem, otur şöyle. Soluklan azıcık. Dinlen. Dağınıklığımın kusuruna da bakmayasın. Gelişin bende hep aynı etkiyi yaratır. Gürültülü, dağıtıcı ve acı verici. Seni düşünürken mutlu olduğum an sayısı çok az, toplasan bir elin parmaklarını geçmez bile. O yüzden yüzün asık gelirsin bana hep. Omzunda tüm acı çektirenlerin vicdanı, ağır gelmiştir sana haliyle. Bense burada ümit biriktiriyorum işte, gördüğün tozpembe bulutlar ise, hayallerim.
Kapıyı da sıkıca kapatmışsındır içeri girerken umarım. Dağıttığın enkazı toplamışken, yeniden dağıttın ortalığı. Hiç akıllanmayacaksın değil mi? Kapıyı çalmadan girme dedim sana kaç kere. Ne biliyorsun belki uygun değil kalbim seni sevmeye?! Ayıp değil mi yaptığın?! Vurup kaçmak sana yakıştı mı?!
Ajda Pekkan-Bir Hata
14 Ağustos 2011 Pazar
25. Mektup
''sahibini arayan son mektup''
''bugün bendeki resimlerini ve mektuplarını yakıyorum. küllerini sana göndereceğim. işte! hepsi önünde duruyor. şu resim çekilirken karşında ben vardım, hatırladın mı? üzerinde ''seni daima seveceğim'' diyerek imzalamışsın. bu seni en çok anlatan resimdi biliyorum., bana en yakın olduğun resimdi. karşında ben vardım, gözlerin gözlerimdeydi. için benimle doluydu, bakışların gibi. önce bu resmini yakacağım, bu en çok sen olan resmini. sonra da diğerlerini yakacağım. hepi birer birer kıvrılıp kül olacak sonunda. ya mektupların? herbirini çok çok öptüğüm mektupların. onlar da yanacak. senden madde olan hiçbir şey kalmaın istiyorum bende.
içimde bıraktığın eziklik yeter artık. artık seninle değil, verdiğin acılarla avunacağım. seni bütün arzuların üzerinde bütün özlerlerin ötesinde seveceğim artık. sensiz bir dünya yaratacağım senden. dünya duracak, ama sen durmayacaksın. zaman bitecek, ama sen bitmeyeceksin. bir gün bütün çiçekleri solacak bahçelerin, yıldızlar ışık vermeyecek, güneş doğmayacak hiç. ama sen solmayacaksın, sen eksilmeyeceksin. seni maddenin dışına çıkarıyorum, ölümsüzlüğün kapılarını açıyorum sana. anlamıyor musun?
daha düne kadar her yerini ayrı ayrı seviyordum. ellerini tuttuğum zamanlar ürperirdim, başım dönerdi gözlerine bakınca. dudakların her öpüşte yeniden dünyaya getirirdi beni. al işte, hepsini sana bırakıyorum. güzelliğin de senin olsun dişiliğin de.
göreceksin, bir gün her yerin şu mektuplar, şu resimler gibi kül olup dağılacak. bir tel bile kalmayacak saçlarından. niceleri gibi sen de göçüp gideceksin bir gün. önce gençliğin terk edecek seni. ellerin buruşacak, belin bükülecek, ak pak olacak saçların. boş bir çuvala döneceksin. sonra, aynaya bakınca bugün çok güvendiğin güzelliklerin de seni birer birer bıraktığını göreceksin. gözlerinde o vahşi parıltı kalmayacak, bütün ateşi sönecek dudaklarının.
ama ben o halinde bile seni terk etmeyeceğim. çünkü benim içimde hep bugünkü gibi kalacaksın. taptaze, sımsıcak ve korkunç güzel! yalnız benim gözlerimde bir manası olacak bakışlarının ben yok olduğum zaman da satırlarım da yaşayacaksın. hiç ihtiyarlamadan, hiç değişmeden, hiç tükenmeden. adım adınla anılacak, adın adımla.
mektuplarınla resimlerini yakacak gücü kendimde bulamasam, o zaman da kendimi yakardım. şu herkeste seni gören gözlerimi, şu her yerde sana koşan ayaklarımı ve şu her zaman sana yazan ellerimi yakardım. tenimden yükselen alevler ta allah'a kadar uzanır, ona çaresizliğimi anlatırdı. seni güçsüz, zayıf bir insan tarafından sevilmenin hayal kırıklığına uğratmamak için, şimdi benim yerime, senden kalanları yakacağım. ben yaşadıkça, varlığım bütün çaresizliklere meydan okuyacak.
unutma; seni sevdiğim için ölebilirdim, seni sevdiğim için yaşayacağım.
biraz sonra mektuplarınla resimlerini tutuşturacak bir kibrit çöpü gibi çekiliyorum hayatından. her şeyiyle onu sana bırakıyorum. hayatın senin olsun, istersen hayatım da. ama sen kendinin bile olamayacaksın artık. ben yaşadıkça, adım söylendikçe.
seni bensizliğe ve kendimi sana mahkûm ediyorum.''
''bugün bendeki resimlerini ve mektuplarını yakıyorum. küllerini sana göndereceğim. işte! hepsi önünde duruyor. şu resim çekilirken karşında ben vardım, hatırladın mı? üzerinde ''seni daima seveceğim'' diyerek imzalamışsın. bu seni en çok anlatan resimdi biliyorum., bana en yakın olduğun resimdi. karşında ben vardım, gözlerin gözlerimdeydi. için benimle doluydu, bakışların gibi. önce bu resmini yakacağım, bu en çok sen olan resmini. sonra da diğerlerini yakacağım. hepi birer birer kıvrılıp kül olacak sonunda. ya mektupların? herbirini çok çok öptüğüm mektupların. onlar da yanacak. senden madde olan hiçbir şey kalmaın istiyorum bende.
içimde bıraktığın eziklik yeter artık. artık seninle değil, verdiğin acılarla avunacağım. seni bütün arzuların üzerinde bütün özlerlerin ötesinde seveceğim artık. sensiz bir dünya yaratacağım senden. dünya duracak, ama sen durmayacaksın. zaman bitecek, ama sen bitmeyeceksin. bir gün bütün çiçekleri solacak bahçelerin, yıldızlar ışık vermeyecek, güneş doğmayacak hiç. ama sen solmayacaksın, sen eksilmeyeceksin. seni maddenin dışına çıkarıyorum, ölümsüzlüğün kapılarını açıyorum sana. anlamıyor musun?
daha düne kadar her yerini ayrı ayrı seviyordum. ellerini tuttuğum zamanlar ürperirdim, başım dönerdi gözlerine bakınca. dudakların her öpüşte yeniden dünyaya getirirdi beni. al işte, hepsini sana bırakıyorum. güzelliğin de senin olsun dişiliğin de.
göreceksin, bir gün her yerin şu mektuplar, şu resimler gibi kül olup dağılacak. bir tel bile kalmayacak saçlarından. niceleri gibi sen de göçüp gideceksin bir gün. önce gençliğin terk edecek seni. ellerin buruşacak, belin bükülecek, ak pak olacak saçların. boş bir çuvala döneceksin. sonra, aynaya bakınca bugün çok güvendiğin güzelliklerin de seni birer birer bıraktığını göreceksin. gözlerinde o vahşi parıltı kalmayacak, bütün ateşi sönecek dudaklarının.
ama ben o halinde bile seni terk etmeyeceğim. çünkü benim içimde hep bugünkü gibi kalacaksın. taptaze, sımsıcak ve korkunç güzel! yalnız benim gözlerimde bir manası olacak bakışlarının ben yok olduğum zaman da satırlarım da yaşayacaksın. hiç ihtiyarlamadan, hiç değişmeden, hiç tükenmeden. adım adınla anılacak, adın adımla.
mektuplarınla resimlerini yakacak gücü kendimde bulamasam, o zaman da kendimi yakardım. şu herkeste seni gören gözlerimi, şu her yerde sana koşan ayaklarımı ve şu her zaman sana yazan ellerimi yakardım. tenimden yükselen alevler ta allah'a kadar uzanır, ona çaresizliğimi anlatırdı. seni güçsüz, zayıf bir insan tarafından sevilmenin hayal kırıklığına uğratmamak için, şimdi benim yerime, senden kalanları yakacağım. ben yaşadıkça, varlığım bütün çaresizliklere meydan okuyacak.
unutma; seni sevdiğim için ölebilirdim, seni sevdiğim için yaşayacağım.
biraz sonra mektuplarınla resimlerini tutuşturacak bir kibrit çöpü gibi çekiliyorum hayatından. her şeyiyle onu sana bırakıyorum. hayatın senin olsun, istersen hayatım da. ama sen kendinin bile olamayacaksın artık. ben yaşadıkça, adım söylendikçe.
seni bensizliğe ve kendimi sana mahkûm ediyorum.''
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
10 Ağustos 2011 Çarşamba
Sabır
Sana karşı başkalarına olmadığım kadar sabırlıyım. Yaptığın bir hatayı görmezden gelebiliyorum. Benim sevmediğim insanlarla konuşmana dayanabiliyorum. Beni görmediğin, bana cevap vermediğin zaman bunun altında herhangi bir kast aramamaya çalışıyorum. Beni tanımıyor ya da sevmiyor olsan bile, bununla başa kalkabiliyorum. Seni seviyorum. Ve sadece bu yüzden dilimin ucuna kadar gelen o kırıcı sözleri söylemiyorum sana. Geri dönüşü olmayan laflar etmek istemiyorum. Olur da bir arada olma fırsatımız olur diye bunların hepsi. Sabırlıyım, tahmin edemeyeceğin kadar.
9 Ağustos 2011 Salı
Ben Senden Önce Ölmek İsterim
Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
Iyisi mi,beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni gorebilesin
Fedakarliğimi anlıyorsun
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşiyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacagız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasndan nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama ,çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
Bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
Içimden bir şey :
belki diyor.
Nazım Hikmet RAN
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
Iyisi mi,beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni gorebilesin
Fedakarliğimi anlıyorsun
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşiyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacagız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasndan nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama ,çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
Bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
Içimden bir şey :
belki diyor.
Nazım Hikmet RAN
8 Ağustos 2011 Pazartesi
Kırk Yıllık Hatır
Gözlerimiz aynı yerde buluşabilseydi seninle. Senin baktığın yere bakabilseydim. Düşüncen olabilseydim. Öylesine bir anda ansaydın beni. İçtiğimiz o kırk yıllık hatrı olan kahvenin hatırına, hatrına düşseydim senin. Bir an dalsaydın öyle. Keşke’ler, olabilir miydi soruları, pişmanlıklarının hepsi gelseydi aklının ucuna. Derin bir iç çekip, sigarandan bir duman çekseydin sonra. Orta şekerli Türk kahvenden bir yudum alsaydın. Tadını ilk defa alıyormuş gibi tadına baksaydın. Kokusunu çekseydin sonra. Umudunu, kırgınlıklarını, aşklarını, bırakamadıklarını, kavuşamadıklarını, olmazlarını, tutkularını, unutamadığın o ten kokularını tek bir nefeste çekseydin ciğerlerine. Veremeseydin. Bir yumru gibi kalsaydı boğazında o hislerin. Aklına işte tam o anda düşseydim. Beni ansaydın, kulaklarımı çınlatsaydın ve o sırada saat tan 17.17’yi gösterseydi. Koşar gelirdim yanına inan. Seni, sana bırakır mıydım hiç? Bir parçanı alırdım kendime. Deri diye yapıştırırdım vücuduma ya da saç telleri yapardım. Belki de yeni bir kalp yaratırdım ondan kendime. Seni unutmaya çalışan o sol taraftaki yumruğum büyüklüğündeki et parçasını alır, senden bir yürek yapardım oraya. Senden olan senin kadar acıtmaz beni. Ve avucuna şiirler bırakırdım senin, tomar tomar, sayfa sayfa, oluk oluk kelimeler akıtırdım parmaklarına. Parmakların aynı şiir gibi olurdu sonra. Ezbere bildiğim ve okumaktan, öpmekten hiç bıkmadığım o Ümit Yaşar şiirleri gibi olurdu parmakların. Kimselerin dokunmasını istemezdim ama bilirdim ki şiirler tek bir kişiye ait değildir, ona ulaşabilen ve onu anlayabilen herkesindir. Uzaktan izlerdim bana yabancı ama sana nefes kadar yakın olan dudakların parmaklarını öptüğünü. İçin yanar mıydı bilmem o zaman ama senden yarattığım bu yürekten parça parça bir şeyler kopardı. Ve canımı acıtırdı bu. Şiirler… Onlar seni bana yakın ederdi ama sen hep başkalarını yakın ederdin kendine. Başkalarını alırdın gözlerinin içine. Ve ben seni uzaktan izlerdim. Parmaklarımdan denize şiirler dökülür, intihar ederlerdi.
Mektup
"Bu şarkıyla birlikte okumanızı tavsiye ederim: Zeki Müren-Sevemez Kimse Seni"
Bu mektubu sana nasıl ne zaman yollarım bilmiyorum. Yollarımız kesişirse eğer seninle elden vermek niyetim. Burada sana söyleyemediğim her şey var. İçimde sakladıklarım, yırtıp attıklarım, bağıramadıklarım ve mutsuz olduğum anlarım var. En çok ihtiyacım olduğum şu anda yanımda olamaman var. Seni, öpüp koklayarak uyutmak varken geceleri iple yıldızları çekmek var odama. Pişirdiğim yemeklerin tadına bakamaman var. Yaramaz bir çocuk gibi davranamadığın ve annenin o özenle sardığı sarmalardan bir tane bile aşıramaman var. Bu mektubun içinde senin sesin var. Yazdıklarımı sana okuyacak olan sesini mektubun tam sol alt köşesine sakladım. Birazda şiirler var bu mektupta, birlikte okuyamadığımız hani… Sana en sevdiğim şiirleri okuyamamak var bu kelimelerin arasında. Müziğin sesini son ses açıp dinleyemediğimiz şarkılar ve edemediğimiz danslar var seninle. Belimden tutup beni kendine doğru çekememen, nefesini nefes diye verememen ve dudaklara kilitlenememiş gözler var. Öpememekler var, sevişememekler, seviştikten sonra sarılıp uyuyamamalar var bu ne zaman gönderileceği belli olmayan mektupta. Senden kelimeler var, sadece sana yakışan ve sen söylediğin zaman benim sözlüğümde yer bulan kelimeler… Sahilin bir ucundan başlayıp el ele yürüyememek var. Kumlara da adımızı yazıp kalp koyamadık arasına henüz. Salaş bir balıkçı lokantasında yaşlı balıkçı amcamızın tuttuğu o taze taze tekirleri rakı eşliğinde yiyememek var. Arka fonda çalan Zeki Müren şarkıları var bu mektupta. “Sevemez kimse seni benim sevdiğim kadar!” diye inleyen sesi var radyoda. Güneşin batışını seyredememek, ıslak kumların üzerinde uyuyakalamamak var. Üşümek var sensiz. Ve bu mektupta en çok var olan şey, sen. Ama ne garip ki yanımda olmayan yine sen. Biriktirdiği hiçbir hatırası olmayan ben. Ben anca seninle bir ömür hayal edebilirim ama gel gelelim karşımda olsan gözlerine bile bakamam.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

